Lisans mezuniyetimin akabinde ara vermeden yüksek lisansa başlama ve bir yandan da erken yaşlarda başlayan profesyonel kariyerimi devam ettirme kararım nedeniyle, birçok arkadaşım askere giderken uğurlama ekibinde ilk sıralarda yer almıştım bundan 6 ay önce…
Arkadaşlarımın kimi Şırnak’tan, kimi Hakkari’den kimi Muğla’dan döndü; ve karşılama ekibi hazır kıta!
Sosyalliği gelişmiş, aktif-dinamik-üretken bir gençlik yaşayan arkadaşlarımı uğurlarken; sayılı gün çabuk geçer, gittikleri gibi gelirler Allah nasip ederse diyorduk… Şükür ki geldiler; geldiler ama gittikleri gibi değil!
Birinin sinirlerinin yıpranmışlığı gözlerindeki bakışın farklılığında kendini gösteriyor…
En efendi – halim salim olanının agresifleşmişliği anlık tepkilerinde vücut buluyor…
Girdiği her ortama civa gibi uyum sağlayanı, en samimi olduğu arkadaşlarının arasında kendini yabancı gibi hissediyor…
(Sanırım sosyalleşmiş kişiler için askerlik dönemi daha zor geliyor)
Vs. vs.
Daha bir çok farklılaşmışlık! (Normale dönmeleri ne kadar süre alacak acaba?)
Sohbetlerimiz esnasında anlattıklarını dinlerken sürekli olarak aklımızdan şu soru işareti geçiyor : “mantık nerede?”
Bu soruyu dillendirdiğimizde ise; hepsi aynı cevabı veriyor : “mantığı unut! itaat!”
Şimdi ben düşünüyorum; mantık nasıl saf dışı bırakılabilir? Böyle birşey nasıl olabilir?
Ama diğer yandan da şunu aklımdan çıkarmıyorum : “bilmediğin konuda ahkam kesmek kadar ahmakça bir tavır yoktur!”
Kuvvetle muhtemel ki böylesi önemli bir konuda en mantıksız görünen uygulamanın bile arka planında güçlü veya zayıf bir mantık mutlaka vardır. Ki bunlardan en net olarak görüneni; itaat! Çatışma esnasında komutan anlık bir emir verdiğinde, bölüğündeki onlarca beynin birbirinden bağımsız olarak “bu emrin arkasındaki mantığı sorguladığını” düşünsenize? İşte burada itaatin önemi çok berrak şekilde gözler önüne seriliyor…
Peki ama, değişimi ve gelişimi sağlayacak beyinlere, düşünme-sorgulama kanallarını açan bir yüksek öğrenim döneminden sonra min. 5-6 ay boyunca sorgulamamayı – sadece itaat etmeyi zorla benimsetmek ne kadar doğru? Bu gençlerin -henüz ekonomik platformda iş gücüne dahil olmamış ya da yeni dahil olmuşken- değişim ve gelişim için en önemli yetileri olacak olan “sorgulama” yaklaşımlarını öldürdüğümüzde geleceğe doğru nasıl değişecek ya da nasıl gelişeceğiz?
Üst rütbeli asker yakını ne yazık ki olmayan (keşke olsa da kafamdaki soru işaretlerini tartışabilsek), askerliğini dahi henüz yapmamış biri olarak askerliğin iç dinamikleriyle ilgili bilmişlik taslama cürretini göstermeyeceğim tabii ki…
Ama Türkiye’nin temel dinamikleri-parametreleri açısından askerlik üzerine sesli düşünmemin önünde bir engel yok!
Türk Silahlı Kuvvetleri, Dünya nezdinde yetkinliğini ispatlamış, ülkemizin en gerekli ve en değerli kurumlarından biri! Bunda en ufak şüphemiz yok…
Ancak mevcut askerlik sistemimizin tartışılmaya müsait olduğu da kesin!
2-3 aydır aklımda kurduğum bir ideal sistemi düşünüyorum; ama henüz kendimi dahi ikna etmemişken aktarmam ne yazık ki doğru değil…
Sadece çıkış noktalarımı paylaşmak istiyorum; istiyorum ki bir beyin fırtınasına kıvılcım olabilsinler :
- Türkiye’nin, Dünya’nın güç dengeleri içindeki pozisyonu ve gerek içteki gerekse dıştaki gerçekleri nedeniyle nicel ve nitel açıdan güçlü bir orduya sahip olma gereksinimi oldukça net.
- Dünya’daki örneklerinden de çok rahat bir şekilde okunabileceği gibi, güçlü bir ordu sadece beşeri nicelliğiyle meydana gelmiyor. Hatta, beşeri nicellik ilk sırada da değil! İlk sırada “teknoloji” var artık… (Tarih kitaplarında okuduğumuz gibi ellerinde kılıçlarla AllahAllahAllah nidalarıyla bilek gücüne dayalı hücuma kalkmak mı? Yoksa dünyanın bir ucundan kırmızı bir düğmeye basmak suretiyle diğer ucundaki düşmanı etkisiz hale getirmek mi daha etkili günümüzde? )
Not: Sıcak savaş yapmadan etkisizleştirmek çok daha etkili! Bunu sıcak savaşta olmamamıza rağmen yıllardır yaşayanlar olarak biliyoruz. Ama o apayrı bir konu, şuan konumuz askeri taraf.
- Teknolojiye sahip olabilmenin en temel iki gereksinimi : “gelişmiş beyinler” ve “ekonomik güç”
- Türkiye’nin, elindeki (özellikle Avrupa ülkelerine nazaran) en büyük değeri : “GENÇ NÜFUSU”
- Genç nüfusun ekonomiye katabileceği potansiyel dinamizm (ve beraberinde gelen üretkenlik vs.) hayati öneme sahip.
- Türkiye’de gençler -içinde bulundukları gençlik döneminin doğal kabiliyetleri sayesinde- bir çok somut örnekle kanıtlanabilen şekilde büyük ve önemli “değerler” üretebiliyor.
- Türkiye, ekonomik açıdan gelişmekte olan bir ülke; ve gelişimin talep ettiği dinamizmi sağlaması gelişimin geleceğini belirleyecek en temel unsur. Ve gelecekle ilgili tüm etkileyiciler de direkt olarak ekonominin durumuna ön şart nezdinde bağlı. Yani ekonomi, gereksinim duyduğu dinamizmi sağlayamaz da gelişemezse; ülkenin her alandaki gelişiminin sekteye uğraması kaçınılmaz.
- Türkiye’de, (TUİK verilerine göre) 3 milyon 802 kişi işsiz. “Umutsuzlar” olarak bilinen, iş aramayıp, çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 486 bin. Genç nüfusta işsizlik oranı %28,6.
- Türkiye’de (BETAM’ın araştırmasına göre) kadın iş gücü ciddi artış gösteriyor. Son bir yılda %14 artış söz konusu. Ve işsizliğin en önemli kaynaklarından biri de eğitim seviyesi düşük erkekler.
- Devlet, direkt ya da özel sektör aracılığıyla ama mutlaka bir şekilde işsizleri için istihdam yarat(tır)mak zorunda.
- Devletin, ülkenin değişimi ve gelişimi için ekonomik alanda maksimum değer üretebilmesini temin etmek için en önemli beşeri kaynaklı varlığı eğitimli gençlerin dinamizmi.
- Türkiye 600-700bin civarındaki asker nüfusuyla dünya sıralamasında 142 ülke arasında 10. (Genel Kurmay’ın açıklamasına göre, daha fazla askere ihtiyaç var. Doğuda belli bölgelere gidip askerlik yapmış bazı vatandaşlar da bunu net olarak ifade ediyor.)
- Türkiye’de işgücündeki her 100 kişiye karşılık 2.3 kişi asker.
- Türkiye’nin -2004 verilerindeki- askeri ithalatı 418 milyon dolar milyon dolar; ihracatı 18 milyon dolar. Yine aynı yıldaki savunma harcamaları 12 milyar dolar.
- Dünya’da etkin güç olan önemli ülkelerde profesyonel ordu sistemi, başarılı bir şekilde uygulanabiliyor.
- Bedelli askerlik, adalet ya da eşitlik kavramı açısından oldukça problemli bir model. (Manevi açıdan oldukça rahatısz edici! Hatay’daki eğitimli gençten tek farkı, babasının parasının bolluğu olan bir gencin para bastırıp askerlik yapmaması; ama bursla vs. zar zor eğitimini tamamlamış Hataylı genç fidanın Şırnak’ın dağlarına çıkması :s Hiç bir şekilde adalet ya da eşitlik kavramı içerisinde aklanamaz!)
- Türkiye’nin güç dengeleri arasındaki pozisyonu nedeniyle, her türlü tehlikeyle karşı karşıya kalabilme ihtimali mevcut. Bu nedenle de savunma noktasında top yekün bir hazırlık sahibi olma mecburiyeti aşikar.
- Askerlik sisteminde her alanda, her kademede insana ihtiyaç var; ama bu alanların kademelerin hepsinin gereksinimi bir değil! Kiminin askeri eğitim gereksinimi süre bazında iki-üç ayken, kimininki yıllarla ölçülebiliyor(muş).
- Her ülkenin kendine has gereksinimleri-dinamikleri mevcut. Bir ülkeyi başarıya ulaştıran model, birebir uygulandığında diğer ülkeyi yıkıma götürebilir. Ama başarılı olmuş modellerin, uygulanacak ülkenin gerekisinimlerine-dinamiklerine uyumlaştırılarak değiştirilmesi/geliştirilmesi halinde başarılı olması da kuvvetle muhtemel!
(…)
Acaba diyorum bu çıkış noktalarını arttırıp detaylandırdıktan sonra sistematik bir yaklaşımla ele alarak ülkenin ve insanların şartlarına uygun ideal bir sistem meydana getirilmesi mümkün olabilir mi?

















0 Yanıt, “Gençlik, Dinamik İş Gücü, İşsizlik, Askerlik”