Global oyuncuların birbiri ardına Türkiye perakende sektörünün önündeki pastaya ortak olmasıyla birlikte, birçok olumlu değişimin yanı sıra –maalesef ki- olumsuz nitelikte ve sonuçta değişimler de gerçekleşmekte.Bunlardan birisi de şüphesiz ki “indirim dönemleri!”Aslında indirim dönemleri hem tüketici hem de perakendeci açısından fayda sağlama amaçlı bir uygulama olsa da “düzensizlik/takvimsizlik halinde” çok taraflı kayıplara yol açmaktadır. Fiyatlarla birlikte, sektörün güvenilirliği, müşterinin memnuniyeti, markaların imajı, ulusal ekonominin yükselişi (vb.) de indirime girmektedir. Şu konu tartışma götürmezdir ki “perakendeciler için indirim, büyük bir pazarlama kozudur.” Ve müşterinin güdülenmesini temin için en çabuk dönüş alınan bu kozdan vazgeçilmesi mümkün değildir. Düzenli indirim dönemleri olan bir piyasada,
“yarı fiyatına satarak da kâr yapabiliyorlarsa demek ki müşteriyi ilk etapta kazıklıyorlar” mantığına katılmak kesinlikle mümkün değil. Çünkü ürünün ilk fiyatı “marka değeri”dir; indirim dönemindeki son fiyatı ise, ürünün reyondan stoğa gönderilmesi halinde karşılaşılacak maliyetlere –ve sonraki sezonlarda elde kalma maliyetine- katlanmak yerine o maliyetlerin ilk fiyattan düşülmüş halidir. İlk fiyat ile son fiyat arasındaki farkı “kazıklanmak” olarak nitelemek doğru bir yorum olmamakla birlikte, bu farkı müşteri açısından “sezon başında o ürüne sahip olma bedeli” ile “sezon ortasından sonra o ürüne sahip olma bedeli” olarak açıklamak hatalı değildir. Düzensiz indirim dönemleri halinde ise,














