
“PAZAR VERSION 2.0” SEMT PAZARLARININ DÖNÜŞÜMÜ
Semt pazarlarını hepimiz biliriz, ve çoğumuz bir kere de olsa uğramışızdır; hani beni çok iyi hatırlarım validenin Üsküdar’daki Cuma pazarına beni kolumdan sürükleyerek götürdüğü ve her seferinde koca koca teyzeler arasında ezilme tehlikesi karşısında çaktırmadan sağa sola omuz attığım, sonunda da canım validemin Pazarın halk caddesi çıkışındaki şekerleme tezgahından aldığı kuş lokumu ile mutlu olduğum günleri…
Ne zaman ki evde tek başına kalabilecek yaşlara eriştim, işte o zaman bu Cuma pazarı işkencesinden kurtuldum! -kuş lokumlarım ısmarlama geliyordu tabi yine de -
Yaş ufaktan ilerlediğinde yavaş yavaş babamın işyerinde çalışmaya başladım; fabrikadan ya da mağazamızdan kalan stokları pazarcılara toptan olarak verirdik o zamanlar… Pazar ortamını görmem ve tecrübe etmem için babamın, güvendiği bir pazarcının yanında bir günlük çıraklık yapma teklifine hayır demeyip Maltepe’nin semt pazarında ilk işporta/pazar saha operasyonumu yaşadım. Sabah ayazında tezgahların kurulması, zabıta pazarcı sürtüşmeleri, günün ilerleyen saatlerinde tombul teyzelerin pazarlık ağızları vs derken günün sonuna geldiğimizde tezgahın o günkü kazancı karşısında şoke olmuştum; bizim beşyüz metrekarelik mağazamızın o günkü cirosundan fazlaydı! O gün yanında çıraklık yaptığım pazarcı da bana, babamın verdiği günlüğün iki katı bir para vermişti; şimşekler çaktı – ampüller parladı ve DA DAA! Ben bu işi sevdim İlerleyen zaman içerisinde bir iki bayram sezonunda, babamı ikna edip “kapatma” diye tabir ettiğimiz malları alıp Ümraniye’de okul arkadaşlarımla birlikte işporta tezgahı da açmıştım; kendi paramla aldığım ilk cep telefonum ve o bayramlardaki Samsun tatillerimi finanse etmekle kalmayıp okuldan kaçıp nargile içmeye gittiğimizde arkadaşların hesaplarını çekebilecek bir gelir elde etmiştim… He gerçi bir gün Kadıköy’de cafelerde para yemek, bir gün radyodaki programımda gırgır şamata yapmak, diğer gün aile firmamıza gidip fabrika çalışanlarının “patronun oğlu işte” bakışlarına maruz kalmak ve ardından başka bir gün boğazlı kazağımı-beremi-eldivenleri takıp işportaya çıkmak oldukça ilginç bir histi; o günlerde zaman zaman “ya bir tanıdık görürse” çekincelerim olsa da bugün elit markalardan birinde yaptığım mağazalar koordinatörlüğü stajımda takdir edilen başarımı bu ve bunun gibi küçük yaştan beri biriken tecrübelerin ve alt-üst sınıf yaşamlarını bir arada tatmanın kazandırdıklarına borçlu olduğumu düşünüyorum…
Bu kadar anekdottan sonra yazımızın konusuna semt pazarlarının eski günlerinden bugünlere kadar olan durumunu inceleyerek girelim;
Eskinin alışalagelmiş semt pazarları, işportacıların kafiyeli espritüel bağrışmalarıyla – tezgah yeri kavgalarıyla vs tam bir curcunaydı. Kapkaçcıların, yan kesicilerin cirit attığı, yapmur yağdığında tezgahların üzerine gerilen brandalara rağmen herkesin sırılsıklam olduğu ancak bütün bunlara rağmen etkin fiyat cazibesi nedeniyle ev hanımlarının vazgeçilmezdi alışverişlerini bu pazarlarda yapmaktan. Semt pazarlarına olan bu yoğun talep git gide genişlerken sonunda gelir düzeyi orta üstü olanları da pazar müdavimleri arasına dahil etti; özellikle Bostancı ve Ulusta kurulan semt pazarları “sosyete pazarı” ismini alarak büyük ün ve ilgi sahibi oldular. Artık şıngır mıngır ablalar semt pazarlarına inip imitasyon ya da ihraç fazlası ürünlere akın ediyordu; hatta arkasında ellerinde ikişer el arabası olan iki yaveriyle tezgahları talan eden kürk mantolu, gözünden taşlı-kocaman güneş gözlüğünü eksik etmeyen bayanlarla da sık sık karşılaşır olmuştu pazarcılar…
Pazarcıların tezgahlarında ürünlerin çeşitliliği ve müşteri kitlesindeki bu genişleme pazarları sürekli bir gelişim içerisine dahil etti; her geçen gün yeni düzenlemeler yeni uygulamalar birbirini takip etti. Önce kredi kartı poss makinaları indi pazarlara sonra işportacılar o rahatsız edici barışmaları bıraktılar; gürültü kirliliği yok oldu, belediyelerin zabıta ekiplerinin yanı sıra güvenlik görevlileri de tahsis etmesiyle yan kesicilerin de önü alınmaya başlandı (…)
Semt pazarlarındaki bu gelişimden herkes memnun değildi tabii ki; özellikle Pazar yerine yakın lokasyondaki mağazalar, gitgide güçlenen bu rakiplerinden büyük rahatsızlık duymaya başladılar. Bu rahatsızlıklarında da haklı oldukları 2001 kriz döneminde mağazalardan pazarlara yönelen müşterilerini geri kazanamamaları sonucu zarar edip mağazalarını kapatmak zorunda kalmalarıyla kanıtlandı. Müşteri haklıydı tabi, mağazadan alacağı ürünün yakın kalitesini pazarlardan neredeyse dörtte bir fiyatına alabiliyordu… Lakin mağazalar her satışından vergi verirken pazarcıların mağazalar kadar yüklü bir vergi ödemesi olmuyor ve bu rekabet haksızlığı meydana getiriyordu. Bu noktayı koz olarak kullanan mağazalar, yakınlarındaki semt pazarlarını kaldırtabilmek için defalarca resmi kanallara başvursalarda genelde bundan bir sonuç alamadılar. Örneğin Gebze, Tuzla, Kurtköy ve çevresinden müşteri ağırlayan Pendik semt pazarı, zamanında büyük tartışmalara yol açmıştı; tam ilçenin göbeğindeki ana caddede açılan bu semt pazarı, aynı cadde üzerindeki mağazaları çok zor durumda bırakıyordu. Gün geçtikçe kapanan mağaza sayısı artmasına rağmen girişimler boşa çıkıyor ve semt pazarı olduğu yerde duruyordu; zira halkın da istediği buydu ve belediye de halkın bu isteğine dayanıyordu. Şahsi kanaatimce Pendik merkezindeki semt pazarının konumu gerçekten kabul edilemez bir yerdi! Mağazaların bulunduğu bir merkezi caddede olması, bu pazardaki tezgahtarların mağazalara karşı tehditkar tutumları ve daha birçok neden göz önüne alındığında her ne kadar halkın isteği “pazarın orada kalması” yönünde olsa da genel çıkarlar dengesi gereği pazarın merkezdeki caddelerden uzaklaştırılması, mağazaları etkilemeyecek bir yere yerleştirilmesi gerekirdi… Bu yapılmadı ve olan, birbiri ardına zararla kapanan mağazalara oldu…
(Hemen hemen her ilçede yaşanan semt pazarı tartışmaları sürerken, Beşiktaş Belediye Başkanı’nın kararlı tutumu ve pazarcıların ayaklanmalarına-tehditlerine rağmen ortaya koyduğu cesareti ile Ulus –nam-ı diğer sosyete- pazarının kaldırılması büyük ses getirmişti.)
Ekonomik kriz dönemlerinin aşılması, profesyonelleşme, alışveriş merkezleri furyası vb etkenlerle giderek artan bir ivmeyle gelişen perakende sektörü, doğal olarak semt pazarlarını da artık değişimi aşıp dönüşüm gerçekleştirme gereğiyle karşı karşıya getirdi.
Ve bu dönüşüm son iki yılda kendini göstermeye başladı! İlk örneğini geçtiğimiz yıl açılan Beylikdüzü’ndeki semt pazarında görmüştüm; (Pazartürk Bahçeşehir daha önce 2002’de açılmıştı) hani eskiden bayramlarda her sokaktan semt meydanındaki mesire yerine doğru akın akın bir insan seli olurmuş ya aynen o sahneydi karşımdaki. İlk başta bu kalabalığın gittiği yönde bir semt pazarı olduğunu düşünmemiştim, Pazar günüydü ve alıştığımız gibi ellerinde klasik Pazar arabalarıyla yürüyen teyzelerden ziyade şahsi otomobilleriyle ailecek gidiyordu insanlar… Vel hasıl pazarın kurulduğu yere geldiğimde gerçekten takdir edilecek bir uygulamayla karşılaştım. Göze çarpan ilk fark eskisi gibi üstü karman çorban gerilmiş brandalarla kapatılmaya çalışılmış bir yerden ziyade çok güzel inşa edilmiş kapalı bir alan olmasıydı. Bu pazarı daha da incelediğimizde “dönüşüm”ün ne kadar net ve büyük olduğunu görüyoruz; Pazar yerinde ücretsiz otopark hizmeti, ailelerin çocuklarını bırakabilecekleri kreş, hipermarketlerde kullandığımız market arabaları, giyinme kabinleri, sürekli müzik yayını vb. daha bir çok modern hizmet; ayrıca pazarın güvenliği de çeşitli noktalarına yerleştirilmiş güvenlik kameraları ve yeterli sayıdaki görevlilerle sağlanıyor… Bu güne kadar Pazar günleri kurulan ve tekstilden gıdaya birçok ürünün bulunabildiği Beylikdüzü semt pazarı yoğun talep nedeniyle artık Çarşamba günleri de kurulacak.
Dönüşümün tek örneği Beylikdüzü semt pazarı değil; Eskidji’nin Yenibosna’daki Bitpazarı, Pazartürk Bahçeşehir ve Şişli’de yeni açılacak olan Süper Outlet Feriköy şimdilik İstanbul’un kazandığı yeni jenerasyon semt pazarları… Bu pazarlarda, eski pazarların tüketici açısından olumsuz yönlerinin neredeyse hemen hepsi çözülmüş hatta kaliteli alışveriş merkezlerini bile zorlayabilecek yenilikler/hizmetler sağlanmış durumda. Hem Pazar yeri yönetiminin tezgah kiralarken gösterdiği pazarcı seçiciliği hem de standartlaştırma kuralları ile kaliteli bir atmosfer oluşturulurken, sahte/imitasyon ürünlerin pazarlarda satılması konusunda da gerekli önlem alınmış; yeni açılacak olan Süper Outlet’te tezgahında sahte/imitasyon ürün bulunan pazarcının 50bin YTL gibi yüksek bir para cezası ödeyecek olması her açıdan yararlı bir uygulama. İlgi çeken uygulamalar arasında “Sanatçılarla imza günleri, çevre semtlere müşteri servisi, müşterilere yardımcı olacak hostesler” vb yenilikler sayabilmek mümkün…
Espritüel olarak “Pazar Version 2.0” olarak adlandırabileceğimiz bu yeni jenerasyon semt pazarları tüketiciler açısında büyük fayda arz ederken, alışveriş merkezlerini de yakın gelecekte oldukça ciddi şekilde zorlayacağa benziyor. Hergeçen gün perakende piyasasındaki rekabetin sertleşmesi/zorlaşmasının beraberinde getirdiği bu gelişim/değişim/dönüşüm piyasayı paralel olarak büyütmekte; bu iyi gidişin ilerleyen süreçte bizlere daha çok fayda sağlayacağı kesin…





















